Ana Sayfa Hakkında Forum Ziyaretçi Defteri Facebook Twitter Instagram İletişim

Şeker Kız Candy

Sil Baştan

Siteye Eklenme Tarihi: 29.09.2015

SİL BAŞTAN

I. BÖLÜM

GİRİŞ

    Sabah olmuştu. Karlar erimiş yerine yemyeşil çimenler ve güzel çiçekler gelmişti. Hava hâlâ soğuktu. Yalancı güneş Pony Evi'ndeki çocukların gözünü kandırıyordu. Çocuklar sıfır kollarını giyip bahçeye çıkıyordu. Candy ise çocukların gürültüsünden uyanmış, gözleri hafif kapalı bir şekilde pencereden çocukların ne yaptığına bakıyordu. Candy çocukların sıfır kollu olduklarını gördüğünde şaşkın bir şekilde onlara baktı. Bu çocukları bir türlü anlayamıyordu. Her sene Rahibe Lane yalancı güneş konusunu anlatıyordu hâlbuki…

***

    Candy yatağından kalktı. Geceliğini çıkarıp elbiselerini giydi. Ardından aynada kendini inceledi. Kendine bakarken yüzünde bir sivilce ve göz altlarında hafif morluk gördü. Yorgunluktan ve stresten olsa gerek. Elini yüzünü yıkamaya gittiğinde Bayan Pony ve Rahibe Lane'e neşeli bir şekilde “Günaydın!” diye seslendi. Candy elini ve yüzünü yıkadıktan sonra kahvaltıyı hazırlamaya koyuldu. Elinde çok da kahvaltılık malzeme yoktu. Çocukların her birine yetecek kadar bir şey de yoktu. Hepsine yarım yarım vermeyi düşünüyordu. Sandviç yapmaya karar verdikten sonra sandviç yapmaya başladı. Candy sandviçleri yaptıktan sonra masayı hazırladı. Hazırlık bittikten sonra kısık bir ses tonuyla çocuklara seslendi. Çocuklar masaya geldiğinde John Candy'nin yüzünü iyice inceledi, ardından Candy'ye şöyle söyledi:

    - Candy senin yüzündeki sivri şey de ne?

    Candy içinden düşünürken diğer çocuklar hemen lafa koyuldu.

    - Ahh evet. Candy Abla yüzündeki şey de ne? Senin yüzünde normalde çilden başka bir şey olmazdı.

    - Evet evet göz altlarına bakın çocuklar mosmor...

    - Lütfen susup yemek yiyin! Benim yüzümde hem hiç bir şey yok tamam mı? Eğer bir şey varsa da ben onlardan her zaman memnun olacağım!

    - Aaa şey tamam kızmana gerek yoktu.

***

    Candy yanında hiçbir arkadaşı olmadığı için mutsuzdu. Kendi kendine arkadaşlarının ismini sayıklıyordu. Annie, Patty, Archie, Stear… “Ahh Stearrr… Stearrr sen hep bizim kalbimizde olacaksın seni hiç unutmayacağız. Seni hep seveceğiz Stear...”

    Gece yarısına az kala Candy pencere kenarına oturdu ve eline bir kâğıt ve tüylü kalem aldı. Ardından Patty'ye mektup yazmaya karar verdi.

    “Patty seni çok özledim... Pony'nin Evi'nde tek başıma canım çok sıkılıyor. Sizler yoksunuz, arkadaşlarım yok…”             

    John yatağından kalkıp sessizce Candy'nin arkasına geçip Candy'nin yazdıklarını okumaya başladı. Candy John'un orada olduğunu fark etmemişti bile... John okumasını bitirdikten sonra ağlayarak odadan koşarak çıktı. Candy aniden yerinden fırlayıverdi... John'un hızlıca gittiğini gördüğünde o da yerinden kalktı ve peşinden gitmeye başladı...

    Candy John'u Baba Ağaç’ın önünde durmuş, Baba Ağaç'a sarılıp ağladığını gördü. Onun yanına giderek elini John'un omzuna uzattı. John Candy'ye üzgün bir şekilde baktı. Ve Candy'ye uzun uzun şöyle söyledi:

    - Yazdığın yazıları okudum, özür dilerim ama merak işte... Candy bak sen bizi sevmeyebilirsin, ama ben hep hep seni seveceğim. Sana çok değer veriyorum. Seni evlat edindiklerinde çok üzülmüştüm. Sen her gidişinde ne kadar üzülüyorum biliyor musun?

    - Ahh John! Ben de seni seviyorum ama sen yanlış anladın. Mektupta kastettiğim diğer arkadaşlarım da okuldaki arkadaşlarım, Leagon'ların oralarda tanıştığım kişilerdi.

    - Ahh yanlış anlamışım. Seni anlıyorum Candy...

    John lafını bitirdikten sonra Candy'ye sarıldı ve gözlerinden süzülmeye başlayan mutluluk gözyaşlarına engel olamadı. Onu çok seviyordu. Kimseyle de paylaşmak istemiyordu. Candy de gözyaşlarını tutamayıp John'u yanağından öptü ve ardından onu yatağına yatırdı. John uykuya daldığında Candy mektubuna devam etti. Ve kendi kendine söylendi:

    - Nerede kalmıştım ben bir bakayım... Sanki kitap okuyorum da nerede kalmıştım diyorum...

    “Sevgili Patty,

    Patty seni çok özledim... Pony'nin Evi'nde tek başıma canım çok sıkılıyor. Sizler yoksunuz, arkadaşlarım yok... Seni ve diğerlerini bekliyorum. Tek de gelebilirsin ama Annie'yi de getirirsen çok iyi olur, kız kıza eğleniriz. Ve Bayan Pony, Rahibe Lane ile tanışmış olursun. Annie uzun bir aradan sonra onları tekrardan görmüş olur. Sizleri çok seviyorum canım arkadaşlarım. Saint Paul Akademisi’nde beni hiç yalnız bırakmadınız. Orada hem kötü hem de eğlenceli anlarım oldu. Seni ve Annie'yi bekliyorum. Şimdilik güle güle...

Sevgili arkadaşın Candy"

***

    Sabah olduğunda Candy yatağını toplayıp ardından mektubunu göndermek için Bay Mathew’i beklemek için Baba Ağaç'ına tırmandı. Bay Mathew'ın gelmesi yaklaşık bir, bir buçuk saati bulmuştu. Candy mektubunu verdikten sonra her zamanki işlerini yaptı. Ardından tüm çocukları topladı ve onlara Leagon'ların evine gittikten sonraki hayatını anlattı. Anlatımı birkaç saatte bittikten sonra çocukların gözleri doldu ve ağlamaya başladılar. Candy çocukları susturmaya çalışırken kendisi de ağlamaya başladı. Candy ağlarken önünde birdenbire bir gölge belirdi. Candy şaşkınca yerinde durdu. Gölgesi beliren kişi Candy'ye şöyle söylendi:

    - Gülerken ağladığından daha sevimli oluyorsun

    - Huh A- Anhony!

    - Candy, benim Albert.

    - Bay Albert sizi gördüğüme çok sevindim ama siz o lafı nereden biliyorsunuz?

    - Hangi lafı bu mu? “Gülerken ağladığından daha sevimli oluyorsun…”

    - Evet, bu. Bunu bana Anthony demişti. Ama hiç hatırlamadı dediğini.

    - Candy şu anda bir benim giydiklerime bak.

    - Huh! Şu anda şaşkınım siz yani siz benim tepedeki prensim misiniz?

    - Tepedeki prens mi?

    Bay Albert Candy'nin dediği lafa güldükten sonra Candy'ye şaşkınca baktı ve ardından o da güldü. Bay Albert Candy’ye gülümseyerek baktı ve Candy'ye öğüt verircesine şöyle dedi:

   - İşte böyle Candy işte böyle... Sen hep gül! Sen gülünce insanlar mutlu oluyor. Sana ağlamak yakışmıyor...

    - Tamam Bay Albert tamam. Her zaman mutlu olmaya çalışacağım. Ama Elisa ve Neil beni mutsuz ediyor. Benimle uğraşmaktan zevk alıyorlar.

   - Candy onları kafana takmamalısın. Onlar sadece ailesi tarafından şımartılmış birileri ve seni de kıskanıyorlar.

    - Elisa yüzünden Terry ile yollarımız ayrıldı.

    - Anlıyorum Candy... Anlıyorum...

    Candy Bay Albert'i Pony'nin Evi’ndeki masalardan birine oturtturdu ve ardından ona bir şeyler ikram etmek için bir şeyler baktı. Ama ne yazık ki hiçbir şey yoktu. Bay Albert'a rezil olmak da istemiyordu, hemen bir şey bulması gerekiyordu. Etrafa bakındı ve birkaç parça kek gördü. Kekleri tabağa koyup yanına da süt koydu ve Bay Albert'a ikram etti. Bay Albert Candy'ye teşekkür ettikten sonra kekini yemeye başladı. Ve kekin çok güzel olduğunu söyledi.

Birkaç Gün Sonra

    Candy mektubun gelmesini bekliyordu. Ama gelmemişti. Candy bugün de umudunu yitirmişti. Tam arkasını dönecekken tonton bir adamın sesi ile Candy'nin tüm umudu tekrardan yerine geldi. Arkasını döndü ve ardından Bay Mathew'a “Günaydın!” dedi. Bay Mathew Candy'nin heyecanla beklediğini anladı ve ardından çantasındaki mektubu çıkarıp Candy'ye verdi. Candy Bay Mathew'a teşekkür ettikten sonra Baba Ağaç'ının kenarına oturup sevinçle mektubunu okumaya başladı...

    “Candy'ye

    Candy, biz de seni çok seviyoruz. Seni çok özledim. Orada sıkılıyorsun demek… Ama senin yanına Annie ile geleceğiz. Sen bu mektubu okurken biz yola çıkmış ve Pony Evi'ne yakın bir yerlerde olacağız. Sen, ben ve Annie tatile gitsek nasıl olur? Başka yerlere seyahat edelim mesela. Kafamızı dinleyelim, denize girelim. Kum ile oynayalım, eğlenceli şeyler yapalım. Hem benim de moralim bozuk, sizinle kafam dağılmış olur... Canım arkadaşım sen bizim için çok değerlisin…

Seni her zaman sevecek olan arkadaşın Patty"

***

    Candy arkadaşları geleceği için kasabaya bir şeyler almaya gidecekti. Tek başına gitmek istemiyordu, bunun için Jimmy ile gidecekti. Yola çıktıklarında Jimmy Candy'ye gülümsedi ve ardından şöyle söyledi:

    - Patron benim de canım sıkılıyordu zaten, beni çağırman iyi oldu...

    - İstediğin zaman gelebilirsin Jimmy. Ben de zaten tek başıma gitmeyi sevmiyorum. Senin yanımda olman daha iyi.

    - Peki tamam.

    Kasabaya vardıklarında Candy çarşıdan meyve-sebze ve birkaç şey daha almayı düşünüyordu. Öncelikle domates alacaktı. Ama domates almaya gittiği yerde bir adamın küçük bir kıza eziyet ettiğini gördü. Candy adama kızgın bir bakış attı, ardından hemen lafa atılıverdi:

    - Hey! Sen o küçük kıza ne yaptığını sanıyorsun?

    - Bu seni ilgilendirmez!

    - Hayır ilgilendirir! O senden ne kadar küçük biliyor musun?

    - O benim domateslerimi çalıyordu.

    - Huh! Bu doğru mu küçük kız?

    - Eee evet abla, amca haklı ama çalmak zorundaydım. Günlerdir bir şey yiyemedim.

    - Seni anlıyorum. Kimsen yok mu peki?

    - Hayır yok. Ben sokaklarda kalıyorum. Annem haftalar önce beni terk edip gitti.

    - Annen seni terk edip gitti mi? Sen artık bizim evimizde kalacaksın küçük kız. Kızın sizden aldıklarınızı ben ödeyebilirim.

    - Hayır gerek yok. Küçük kız beni affedebilir misin? Senden özür dilerim. Bundan sonra insanları dinleyip empati kurmaya çalışacağım.

    - Seni affediyorum...

    Candy küçük kızın elinden tutup Jimmy ile yollarına devam etti. Jimmy şaşkınlığa uğramıştı adeta.

***

    Candy'nin çarşıdan alacakları bittikten sonra Pony'nin Evi'ne geri döndüler. Bayan Pony ve Rahibe Lane küçük kızı çok sevmiş, onun üstünü başını temizlemiş ve yeni kıyafetler giydirmişlerdi. Candy ise o sırada yemek yapmakla meşguldü.

Leagon Malikânesi

    Elisa ve Neil kanepelerinde oturmuş üzgünce yerlerinde duruyorlardı. Bir şey yapacak halleri bile yoktu. Çünkü hayatlarındaki en önemli iki insan vefat etmişti. Anne ve babaları... Kimsesiz kaldıkları için yetimhaneye verileceklerdi. Ama hangi yetimhaneye verilecekleri hâlâ belirli değildi. Evin görevlisi, Elisa  ve Neil'ın yanına geldi ve onlara bundan sonra yaşayacakları olan yeri açıklamaya başladı.

    - Bayan Elisa ve Bay Neil bundan sonra Pony'nin Evi denilen yetimhanede kalacaksınız. On sekiz yaşına geldiğinizde ise oradan gitmekte özgürsünüz. Ailenizden kalan miras saklı kalacaktır. Sizler reşit olduğunuzda tüm miras sizin olup istediğinizi yapabileceksiniz...

    Elisa şaşkınlıkla kardeşine döndü ve kekeleyerek şöyle dedi:

    - Kardeşim, orası Candy'nin kaldığı yetimhane.

    - Elisa! Umarım bu doğrudur.

   - Evet doğru kardeşim ama hiç Candy ile uğraşamam artık çocuk değiliz! Annemiz ve babamız öldü. Sadece günleri sayacağız. Artık olgun birisiyiz!

    - Of tamam Elisa. Yüzsüz gibi oraya gideceğiz ama. Candy'nin tepkisini merak ediyorum...

***

    Patty ve Annie Pony Evi'nin tam karşısında duruyorlardı. Patty Annie'ye şaşkınca bakarak şöyle söyledi:

    - Acaba evde yoklar mı?

    - Patty güldürüyorsun beni. O kadar kişi nereye gidebilir ki?

    - Ahh! Bak bak Candy, pencere kenarında uyuyakalmış.

    - Candy! Candy! Heyy! Sana diyoruz.

    - Duymuyor bizi. Hadi pencerenin tam önüne geçelim.

    - Tamam.

    Annie ve Patty pencerenin tam önüne geçtiler. Ve yüksek bir ses tonuyla Candy'ye seslendiler. Candy hafifçe gözlerini açtı, karşısında Annie ve Patty'yi gördüğünde sevinçten havalara uçtu. Ardından hızlıca yanlarına gidip eşyalarını taşımasına yardım etti. Ve Pony Evi'nde Candy'nin hazırladığı sofraya oturup o güzel yemeklerin tatlarına baktılar...

                                                                                                                                         Yazar
                                                                                                                                      "Batuhan"

"II. BÖLÜM"ü okumak için tıklayın...






Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Bahar , 30.09.2015, 05:45 (UTC):
Batu ellerine sağlık.
Uzun ve güzel olmuş. Betimleme eskisine göre daha iyi.
Öykü de güzel.
Sadece küçük bir eleştiri ;Eliza anne ve babası vefat etmiş olsa bile yetimhaneye gidecek olmaları gerçekçi değil. Zengin ve soylu bir aile. Bir sürü akraba var, Albert, Erloy hala gibi...
Daha farklı seyredebilir olaylar. Yine böyle ince ince işlersen çok zevkli olabilir.
Tebrik ederim.

Yorumu gönderen: candy, 30.09.2015, 06:37 (UTC):
Ellerine sağlık Batu.
Uzun olması insanın okuma isteğini arttırıyor.Konu da güzel ama Bahar Abla'nın dediği gibi akrabaları var yani.Ama olmasaydı veya bakmak istemeselerdi böyle daha lüks bir yere giderlerdi.
Yine de tebrikler.
Başarılarının devamını dilerim.

Yorumu gönderen: Batu, 30.09.2015, 16:29 (UTC):
haklısınız ... Aklıma gelmemiş Albert onları yanına almazdı ama sevmez onları Elroy hala alabilirdi ama hikayenin böyle olması gerekiyordu . Unutmuşum oraları . 2 . Bölüm bu arada daha hazırda değil .

Yorumu gönderen: Bahar , 01.10.2015, 05:33 (UTC):
Albert alırdı yanlarına, almasına gerek de yok. Etrafta bir sürü yardımcı! Geçim sıkıntısı çekmezler. Archie'nin anne ve babası, Erloy hala, Albert. ki eminim daha geniş aile. Çünkü aile topantıları kalabalık oluyordu.

Yorumu gönderen: Batu, 01.10.2015, 14:30 (UTC):
Aklıma gelmedi oralar :- Bu arada kitap 99 . BÖLÜMDEN sonraki maceraları anlatacak . Yani sonu farklı olcak . Animedeki gibi diğil .



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:


=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=