Ana Sayfa Hakkında Forum Ziyaretçi Defteri Facebook Twitter Instagram İletişim

Şeker Kız Candy

Depremin Getirdikleri - III. Bölüm

Siteye Eklenme Tarihi: 24.03.2016


DEPREMİN GETİRDİKLERİ

III. BÖLÜM

    - Kardeşim, bu çizim, her ne kadar hiçbir şey anlamasam da, gayet mantıklı gözüküyor.

    - Tabii ki mantıklı. Archie, bu kesinlikle işe yarayacak. Şu kısmı görüyor musun? Burası her şeyin bittiği yer. Burayı halledersek, onları kesinlikle kurtarabiliriz.

    - Peki ya malzemeler? Nereden bulacağız?

    Terry bu soruyla gerilmişti. Tabii ya, malzeme! St. Paul Akademisi gibi güçlü bir yapı bile yıkılmışsa, Londra’da dikili bir bina kalmış olması olasılık dışıydı. Candy’yi kurtaramama ihtimalini düşündü, Candy’nin sesi beyninde yankılanınca titredi. Stear’a baktı. Stear gülümsüyordu.

    - Aptal olma! Unuttun mu? Rahibe Gray’in teftişe geldiği bir anda malzemelerimi görüp atmasından endişe ederek bir kısmını gömmüştük, unutmuş olamazsın!

    Archie heyecanlanmıştı.

   - Tabii ya! En son William Amca’nın senin için gönderdiği şeyler, şu garip şeyler de gömülü! Ah, kardeşim, sen bir harikasın!

    Terry hafif rahatladı. Yapabileceği tek şey Stear’a güvenmekti. Stear’ın malzemeleri gömdüğünü söylediği ormana ilerlediler. Depremin şiddetiyle ağaçlar devrilmişti.

    - Pekâlâ, soldan üçüncü ağaç… Fakat bu karmaşada nasıl bulacağız yerini!

    Archie ve Stear, gömdükleri yeri saptamaya çalışırken Terry gökyüzüne baktı. Gökyüzü de en az yeryüzü kadar dingindi. Sanki hiç deprem olmamış gibi, yer yerinden oynamamış gibi dingin. Elbette, aksi nasıl mümkün olabilirdi? Tüm Londra, yıkıntıların altında can çekişiyordu. Kim bilir kaç kişi, şu anda son nefesini veriyordu… Ve kim bilir, Candy şu an ne yapıyordu…

***

 Birkaç saat sonra 

    - Kaç saat geçmiştir?..

    - Sabah olmak üzeredir.

    - Sahi mi?..

    Elisa bitkin düşmüştü. Candy de öyle. Sırtında ağır bir yük vardı, bedenini eziyordu adeta. Sırtında başlayan acı, bütün vücudunu sarmıştı. Diş etlerine kadar, her yeri sızlıyordu. Gözlerini sımsıkı kapattı. Terry’yi düşünmeye çalıştı. Onu düşünmek, acısını hafifletiyordu. Onun yaşadığına emindi. Terry ile geçirdiği her anı canlandırdı kafasında. Onun gülümsemesini hayal etti. Buradan çıkar çıkmaz görmek istediği ilk kişi, kesinlikle Terry idi. Ona sımsıkı sarılmak, onun için korktuğunu söylemek istiyordu.

    Elisa derin bir nefes aldı. Bu kadar zaman kapalı bir yerde durmak, çoktan öldüğü hissine kapılmasına neden olmuştu. Evet, ölebilirdi. Kimse onlar için yardıma gelmeyebilirdi. Bir süre düşündü. Ölmesi insanların hayatında ne tür bir kayıp oluşturabilirdi ki? Kimler üzülürdü? Annesi, babası, Neil… Başka, başka? Aklına hiçbir isim gelmiyordu. Varlığı ya da yokluğu, kimse için önemli değildi aslında. Kendi ailesi dışında, ona değer veren biri var mıydı ki? Gözlerini kapattı. Tam da ölmek üzere olan birinin yapacağı şeyi yapıyordu işte, canını acıttığı insanları düşünüyordu. Küçüklüğüne döndü, ufak olduğu zamanlar. Evlerine gelen yaşlı bir teyze vardı, her gün gelir, uzun siyah piyanonun başına oturur, bir sürü parça çalardı. Elisa’nın çocukluğunu düşündüğünde zihninde beliren ilk görüntüydü bu: Kapısı açık bir balkon, rüzgârla dışarı saçılan ince beyaz tül, balkonun önünde oturmuş piyano çalan, gri saçları uçuşan teyze, piyanodan yayılan o tatlı melodi… Nasıl da severdi… Hayatı boyunca sevdiği ilk şeydi o melodi. Başını çok iyi bildiği, devamını bir türlü hatırlayamadığı o hoş şarkı. Hatırlayamamasının nedeniydi belki de, şımarıklık yapıp teyzeyi evden attırması. Sahi, çocuklar saf, masum şeylerdi, değil mi? Hangi masum kalp, şu an bile hatıralarının başköşesini süsleyen o yaşlı teyzeyi attırabilirdi? Elisa’nın beyni zonkluyordu. Kalbindeki zehri fark etmeye başlamıştı işte.

   “Zehrimi herkese yaymışım…” Annesinin eve oynamaları için getirttiği bütün çocukları dilediği gibi kullanmış, zavallılar Elisa ve kardeşinin sözlerini dinlemeleri karşılığında ailelerin alacağı parayı düşünerek bu işkencelere katlanmışlardı. Öyle ya, işkenceden ne farkı vardı Elisa’nın yaptıklarının? Yattığı yerde kıvrandı, kalbindeki zehrin tadını hissedebiliyordu. Kendini de zehirleyecekti.

    Anılarının en korkunç noktası, hiç şüphesiz Candy’di. Candy’nin eve geldiği ilk günü hatırlıyordu. Değişik bir kokusu vardı, alışık olmadığı bir koku. Üstü başı eskiydi, buna da alışık değildi Elisa. Bakışları ise, tüm herkesten farklıydı. Candy’yi gördüğü ilk an, onu bir melek sanmıştı. Kendisinden tamamen farklıydı. O kadar farklıydı ki, kendisinin aksine bu kadar mükemmel bir insanın var oluşu, onu adeta kudurtmuştu. İçindeki zehir, onu da zehirlemek üzere harekete geçmişti. Fakat Candy’nin tepkileri tüm diğer çocuklardan da farklıydı. Kendini savunuyordu, acısını kimseye göstermemeye çalışıyordu ve her şeye rağmen, gülümsüyordu. O kimdi? Nasıl bu denli iyi biri olabilirdi? Elisa deliriyor, deliriyor, onu gördüğü an her yeri parçalamak istiyordu. Bu durum da, davranışlarına yeterince yansıyordu.

    Candy çok güzel bir kız değildi. Hatta o sarışın kabarık saçları, düz burnu ve çilleriyle aptal gibi gözüktüğü de söylenebilirdi. Fakat davranışları, onu çok sevimli bir kız hâline getiriyordu. Belki de bu yüzden Anthony onu çok seviyordu. Anthony… Küçüklüğünden beri az buçuk hoşlandığı sarışın, zengin oğlan… Çok güçlü duygular beslemiyordu onun için, zira o Elisa idi, kimi gerçekten çok sevebilirdi ki? Fakat Candy ve Anthony arasındaki aşk, onu çıldırtıyordu…

    Elisa, Candy’nin olduğu tarafa döndü. Yavaş, yumuşak bir sesle:

    - Candy.

    Candy zorlukla gözlerini açtı.

    - Efendim?

    Elisa yumruklarını sıktı, sesini titretmemeye çalıştı.

    - Özür dilerim.

***

≈ Birkaç saat sonra ≈

    Güneşin doğmasına bir-iki saat gibi kısa bir süre kalmıştı. Pony Tepesi’nin yamacında bir sürü alet vardı; çekiçler, demir parçaları, makaralar… Terry ve Archie, bu tarz işlerden zerre kadar anlamasalar da Stear’ın makinesini onun talimatları doğrultusunda oluşturmaya çalışıyorlardı. Elbette en çok işi yapan Stear’dı. Elleri bir saniye bile boş durmuyordu. Belki de ilk defa başarılı olabilecek, aynı zamanda hayati bir önem taşıyan makinesini hemen bitirmeliydi.

    Terry ve Archie’ye döndü.

    - Buradan sonrasını ancak ben halledebilirim. Biraz oturun.

    Terry itiraz etti.

    - Emin misin? Bizim de yapabileceğimiz bir şeyler olmalı!

  - Hayır, yok. Buradan sonrasında bana ancak ayak bağı olursunuz. Makineyi tamamlayınca, moloz yığınlarını kaldırmak için biraz güce ihtiyacımız olacak. Makinem bu gücü sıfıra indiremiyor. Bu yüzden siz dinlenin.

    Archie başıyla onaylayıp ayağa kalktı, kardeşinin sırtına dostça vurdu.

    - Haydi Terry. Biraz çevreye bakınalım.

    Terry doğruldu, alnında biriken ter damlalarını sildi. Bu iş gerçekten yorucuydu. Saatlerdir uğraşıyorlardı. Stear’a güvenmek zorundaydı, zira şu an onlara yardım edebilecek başka birinin olduğunu zannetmiyordu.

    Archie ile ikisi, görkemli St. Paul Akademisi’nden geriye kalanlara, yıkıntıya baktılar. Çok sevdiği insanlar şu an bu ağır binanın altındaydı. Ürperdiler.

    Hayat, durmuştu. Bunun başka bir açıklaması yoktu.

   Terry sırtını yıkıntıya verdi, bacaklarını kendine çekti. Yüzünü elleriyle kapadı. Sadece hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordu. Gözleri bu duruma hazırlamıştı kendini zaten.

    Archie Terry’yi izliyordu. Gerçekten, bu serserinin Candy ile yalnızca eğlendiğini, aslında onun için hiçbir anlam ifade etmediğini düşünüyordu. Fakat görünüşe göre, durum hiç de düşündüğü gibi değildi. Yalnızca alay etmek için gülen, onun haricinde sürekli soğuk, kızgın görünen Terry; işte karşısında, titriyordu. Belki de ağlıyordu. Candy için... “İnsanlar her zaman düşündüğün gibi olmuyor, ha Archie?” diye fısıldadı. Sonra yavaşça Terry’nin yanına oturdu, gözlerini yıldızlara dikti.

    - O kurtulacak.

    Terry başını kaldıramadı.

    - Delirmek üzereyim…

    Sesi boğuktu, titrekti, acı doluydu. Terry ağlıyordu. Aniden ayağa fırladı, yıkıntıya var gücüyle yumruk atmaya başladı, bir yandan da bağırıyordu.

    - DELİRİYORUM! DELİRİYORUM! DELİRİYORUM!

    Archie dehşete düşmüştü, Terry’yi tutmaya çabaladı.

    - APTAL, SAKİN OL!

    Güç bela Terry’yi oturttu, fakat Terry’nin kolları rahat durmuyordu. Archie, Terry’nin saçlarını yolmasına engel oldu, kollarını sımsıkı tutup bağırdı.

    - Candy kolay kolay vazgeçmez, aptal! Rahat dur azıcık.

    Terry sakinleşti, fakat gözyaşları durmak bilmiyordu. Gözlerini sımsıkı kapattı.

    - Ona bir şey olursa ne yaparım? Ne yaparım Archie? Candy, ben onu… Candy…

    Archie sıkıntıyla iç geçirdi. “Şimdi de sayıklıyor.”

    - Beni dinle, Terry. Candy pek çok hayati tehlike atlattı. Lakewood’da çok hızlı akan bir ırmak vardır, sonu şelale ile biter. Candy oradan düştü, onu Bay Albert kurtardı ve Candy ölmedi. Candy’yi haydutlar kaçırdı, onu William Amca kurtardı ve Candy ölmedi. Şimdi de Candy binanın altında, onu biz kurtaracağız ve o yaşayacak, tamam mı? Ve emin ol, Candy oradan çıktığında görmek isteyeceği ilk kişi sen olacaksın.

    Bunu söylerken biraz duraksadı, sesi titredi.

    - Seni ağlarken görmek istemez veya saçlarını yolarken, değil mi? Bu yüzden, kendine hâkim olmalısın.

   Terry durdu. Derin bir nefes aldı, başını kaldırıp aydınlanmaya başlayan gökyüzüne baktı. Gözleri kızarmıştı iyice.

    - Ben iyiyim. Archie, yardım ne zaman gelir?

    - Bilemiyorum.

    - Eğer depremin merkezi Londra’ysa, diğer yerler daha az etkilenmiş demektir.

    - Öyleyse bir iki gün içerisinde, komşu şehirlerden yardım gelebilir.

    - Bir iki gün çok. Stear’ın icadının işe yaraması lazım.

    Elini alnına bastırdı.

    - Candy’yi kurtarmamız lazım.

    - Heey, çocuklar! Yaptım, oldu! Hadi gelin ve taşımama yardım edin!

    Stear’ın sesini duyar duymaz fırladılar. Stear makineyi yarı yola kadar getirmiş sonrasında bırakmıştı. Makineyi görünce, Terry’nin gözleri, umutla parladı. Bu, işe yarayacaktı. Oldukça sağlam, güçlü bir makine gibiydi. Archie hayranlıkla makinenin uzun, ucunda kepçe olan koluna dokundu.

    - Kardeşim, bu harika olmuş!

    Stear alnındaki teri sildi ve gülümsedi.

   - Teşekkürler. Bunun işe yarayacağından eminim. Yıkıntının yanına taşıyalım, nasıl çalıştıracağımızı size anlatayım.

    Üç kişi kolaylıkla taşıdılar makineyi. Ardından Stear nasıl çalıştıracaklarını anlattı. Herkesin kolay kolay tasarlayamayacağı güçlü bir düzenekti.

    Son ayarlamalar yapıldı, Terry makinenin kepçeye benzer kısmını yıkıntıya uzattı ve Stear’a tamam işareti yaptı.

    - Bu tek umudumuz. Herkes geri çekilsin, çalıştırıyorum!

    Terry ve Archie hızla geri çekildiler, kalpleri küt küt atıyordu. Gözlerini kocaman açmışlardı, makine çalışacak mıydı? Stear düğmeye bastı.

***

    - Ne, özür mü? Ne için?

    - İşte, sana bu ana kadar yaptığım her şey için.

    Elisa yanaklarının kıpkırmızı olduğunu hissedebiliyordu. Candy’nin tepkisi ne olacaktı? Onu affedecek miydi, yoksa bağıracak, ona yaptığı tüm kötülükleri bir bir hatırlatacak mıydı? Elisa cevabı bekleyemedi, aniden ağlamaya başladı.

    - Candy, ben, gerçekten üzgünüm. Sen o kadar harika bir insansın ki! Ben, ben, kendim gibi olmayan birini gördüğümde, onu çok kıskanıyorum. Sen bir melek gibisin, benden çok farklısın. Seni hep kıskandım, hep çok kıskandım. Hep kıskançlığımdan yaptım bunları… Kendimi anlayamıyorum… Neden bu kadar kötü bir insanım, bilmiyorum… Neden böyleyim, Candy? Daha fazla bunları yapmak istemiyorum. Beni affedecek misin, Candy?..

    - Elisa… Bir gün pişman olacağını biliyordum. Çünkü sen iyi bir insansın, Elisa. Her insan gibi, sen de hata yaptın. Ve pişman oldun. Ben seni affediyorum. Bundan sonra iyi anlaşalım, olur mu?

    Elisa kulaklarına inanamıyordu. Başını ellerinin arasına aldı.

    - Bu kadar çabuk mu affedeceksin beni? Hayatını kararttım senin. Her şeyini elinden aldım, sürekli sana eziyet ettim, Candy, neden affediyorsun beni? Anthony öldüğünde, herkesten çok yardıma ihtiyacın olduğunda bile sana kötü davrandım ben!

    Candy’nin gözleri dolmuştu. Her insanın kalbinin zayıf bir tarafı vardı, onunki şu an Elisa’nın yaptıklarını bir bir gözünün önüne getiriyordu. Başını hızlıca sallayarak görüntüleri sildi, gülümsedi.

    - Elisa, ben seni affetmek istiyorum. Ama bana bir söz ver. Bundan sonra iyi anlaşalım. Kötülük yaptığın insanlardan af dile.

    - Beni affederler mi? Sen herkes gibi değilsin ki!

    - Sen elinden geleni yaptığın sürece…

    Sözleri, yukarılardan gelen bir gürültüyle yarıda kesildi. Çok keskin bir gürültü…

    - Bekle, bu da ne?

    Elisa titredi.

    - Yoksa tepemize başka binalar mı yıkılıyor?

    - Elbette hayır. Bu farklı bir şey.

    Dikkatle dinledi.

    - Sanki daha da arttı. Fark ediyorsun değil mi?

    Elisa bağırdı.

    - Ne, seni duyamıyorum!

    Gürültü kulakları sağır edecek bir boyuta ulaşmıştı. Candy de, Elisa da tir tir titriyordu. Sadece onlar değil, üzerlerindeki sütunlar, uzandıkları zemin, her şey titriyordu. Molozlardan toz ve toprak parçaları dökülüyordu. Elisa son duasını etmeye başlamıştı bile. Başını çevirdi ve son gücüyle bağırdı.

    - Candy, galiba öleceğiz! Elveda!

    Tam o sırada, başlarının üstündeki sütun hareket etti. Candy’nin nefesi kesilmişti, elleriyle başını korurken gözlerini sımsıkı kapattı. Korkudan bayılacağını düşündüğü anda, yavaşça fısıldadı: “Terry…”

   Bu son kelimeyle, sırtının üstündeki ağırlık kalktı. Candy’nin sımsıkı kapalı gözkapaklarının arasından parlak bir ışık süzüldü. Candy gözlerini bu kör edici ışığa karşı açmaya çalışırken, gürültü kesilmişti. Tanıdık bir siluetti ilk başta görebildiği. Sonra hatlar yavaş yavaş netleşti. O alışık olduğu, özlediği gülümseme, karşısındaydı.

    - Candy…

Devam edecek...
                                                                                                                                     Yazar
                                                                                                                            "Terry-Candy<3"






Bu sayfa hakkındaki son yorum:
Yorumu gönderen: Ebrar, 25.03.2016, 14:31 (UTC):
Eveeet sabrın meyvesi güzeldir derlermiş de doğruymuş Bunun için 1 sene bekledim ama değdi sonunda.

Ben Terry'nin bu kadar delireceğini ummuyordum doğrusu. Terry güçlü bir karakter, ne olursa olsun kendini koruyan sakin bir yapısı var. Bunu Terry'e hiç yakıştıramadım. Hem Terry'nin aşkının Saint Paul okulunda Candy için çıldıracak kadar olduğunu sanmıyorum. Pekala; biraz telaşlanır ama psikolojik travmalara girecek kadar olmaz. O bölümü beğenmedim .

Elisa'nın akıllanacağını rüyamda görsem yeridir. Elisa sonunda akıllandı ha? Bu da büyük bir sürpriz oldu.

Ve Stear'ın şu icadının şekli ne çok merak ediyorum

Yorumu gönderen: Terry-Candy<3, 25.03.2016, 14:40 (UTC):
Terry kesinlikle bu kadar delirirdi bence. 112. Bölümde de yeterince delirmişti ki şu anki mesele Candy'nin sağ olup olmaması. Ve okulda da okul sonrasında da aynı seviyor bana kalırsa, hatta okulda Terryyi o psikolojik durumdan kurtaran Candy olduğu için, o sıralar ona karşı daha hassas olur. Ben öyle düşünüyorum. Bir de Terry çok da sakin bir karakter değil bana kalırsa Yorumun için teşekkür ederim. Stear'ın icadjnı ben bile kafamda oluşturamadım ya

Yorumu gönderen: Bahar , 25.03.2016, 15:47 (UTC):
Bilge Zülal çok çok beğendim. Harika.
Terry'nin tepkisine bayıldım ve kesinlikle çok yerinde bir tepkiydi. Çünkü deprem ve yaşam mücadelesi. Kesinlikle kim olsa delirir ki o anlarda insanlar kendini kaybedebiliyor. 92 depremini daha doğrusu büyük felaketi yaşamış biri olarak söylüyorum, deprem hiç ama hiç kolay bir durum değil. Hele evi yıkılan enkazda ailesi ölen, etrafın çığlıkları ile sarsılan biri bu travmayı uzun süre yaşar.
Çok iyiydi betimleme.
Elisa 'ya şaşırdım azıcık. Böyle insanlar böyle anlarda yine bencil davranırlar, ölümden aşırı korkmanın tedirginliğini diğer iyi insanlara nazaran daha fazla yaşarlar.
İyi kalpli insanlar daha çok pişman olurlar gibi geliyor yada kalbininin bir tarafında hala masumiyet olanlar.
Ama Elisa belki beni yanıltacaktır. Bilemem. Ellerine sağlık. Çok beğendim. Kesinlikle geciktirme yeni bölümü. Derslerini asla ihmal etmeden.
Sanki o anı yaşamış gibi aktardın

Yorumu gönderen: Ebrar, 25.03.2016, 16:20 (UTC):
Deprem olunca iş değişebilir aslında.Düşünmedim o tarafını. Ama bu kadar büyük birşey beklemiyordum ben. Bir an şaşkınlık yaşadım. "Terry böyle biri miydi ya?" dedim.

Yorumu gönderen: Terry-Candy<3, 25.03.2016, 16:21 (UTC):
Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim Bahar abla. Ben de sizin gibi düşünüyorum Terry konusunda. Elisa'nın ise bir şekilde içindeki iyi yönü ortaya çıkarmak istedim. Hem Batu da Elisa'yı seviyor Yeni bölümü de yazmaya başladım.

Yorumu gönderen: Bahar , 25.03.2016, 17:11 (UTC):
Sanki Neil'in içinde iyi bir taraf olabilirde Elisa 'nın içinde olamaz gibi

Yorumu gönderen: Batu , 25.03.2016, 18:49 (UTC):
Hikayeye yeni başladım ve harika okurken çok mutlu oldum Elisa iyi oldu Olleyyyy animede de olsa keşke çok güzel yazıyorsun harikaa yada gerçekten ben çok beğendim bu bölümü

Yorumu gönderen: Terry-Candy<3, 25.03.2016, 19:31 (UTC):
Çook sağol Batu

Yorumu gönderen: candy, 26.03.2016, 20:43 (UTC):
Gerçekten harika ^-^ Çok seviyorum ya.Devam etmesi de ayrı bi güzel.Cidden çok yeteneklisin

Yorumu gönderen::28.03.2016, 13:35 (UTC)
sekerkizcandyweb
sekerkizcandyweb
Kapalı

Demek Stear'ın bir icadı nihayet işe yaradı he? İşte buna çok sevindim. Uzun zamandır bekliyorduk bu öykünün devamını. Yazdığın ve bizimle paylaştığın için çok teşekkür ederiz "Terry-Candy<3" Çok güzel bir bölümdü. Elisa'ya çok şaşırdım açıkçası. Elisa gibi birinin yaptığı kötülüklerin ne olursa olsun farkına varacağına inanmıyorum ben de ne yazık ki... Keşke tüm Elisa'lar senin öykündeki gibi olabilse... Bakalım devamında neler olacak. Ne kadar güzel yazdığını, duyguları çok iyi yansıttığını bir kez daha söylememe gerek yok herhalde. Çok iyi bir yazarsın. Tebrik ederim canım.

Yorumu gönderen: Terry-Candy<3, 29.03.2016, 14:37 (UTC):
Çok teşekkürler hepinize

Yorumu gönderen: Bahar , 03.07.2016, 13:08 (UTC):
Buraya da bir sessizlik düştü

Yorumu gönderen: nehir..., 23.12.2016, 19:43 (UTC):
çooooooooooook güzel olmuş ben çok beğendim devamınıda getirirseniz iyi olur çok komik heyecanlı ve romantik çoooooook sevdim



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:


=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=