Ana Sayfa Hakkında Forum Ziyaretçi Defteri Facebook Twitter Instagram İletişim

Şeker Kız Candy

İki Nergis - IV. Bölüm

Siteye Eklenme Tarihi: 28.12.2014

İKİ NERGİS



IV. BÖLÜM

     ***
     Candy güneş doğmadan bir buçuk saat önce uyandı ve gerindi.
 

    -Tam zamanında! Hemen hazırlanmalıyım ama ışığı açmasam iyi olur. Bugün çok güzel olacak.

    Candy aceleyle formasını giydi ve saçlarını düzgünce topladı. Hazırdı. Perdeleri olabildiğince az ses çıkarmaya gayret ederek çekti ve balkona çıktı. Gecenin insanı titreten serinliği henüz geçmemişti ve güneşe dair hiçbir iz yoktu. Candy balkon kapısını sıkıca kapattı, etrafı dinledi. Aşağıdaki bekçiye baktı, horlayarak uyuyordu. Candy sevinmişti. “Güzel! Bekçiye fark ettirmeden ağaca zıplamak çok zor olurdu.” diye düşündü. Dikkatle ağaca zıpladı. Dallarda tıpkı bir maymun gibi sallanarak çıkış kapısına ulaştı. Kapının kenarlarındaki iki sütundan birine zıpladı, aşağıda kendisini bekleyen Terry’yi görünce hafifçe gülümsedi. Yavaşça yere atladı ve Terry’ye baktı. Terry gülümsüyordu.

    -Günaydın! Aferin Candy, gerçekten yeteneklisin.

    -Bu bir iltifat mıydı?

    -Elbette.Şimdi biraz yürüyerek sokağa çıkacağız. Yalnız şu an sokakların pek tekin olduğunu söyleyemeyeceğim. Bütün gece içmiş pek çok serseri sokaklardadır.

    Candy endişelenmişti.

    -Gerçekten mi? Of! Ya bize saldırırlarsa?

    Terry güldü.

    -Endişelenme Candy. Ben seni korurum.

    -Hıh!

    Yürümeye devam ettiler. Terry haklıydı. Sokaklarda oraya buraya yığılmış pek çok serseri vardı. Candy ara sıra gözlerini açıp pis bakışlarla etrafı süzen bu insanlardan hoşlanmamıştı. Hele biri Candy’yi görünce sendeleyerek ayağa kalkıp “Merhaba güzel bayan!” diye haykırınca Candy’nin yüreği ağzına geldi ve Terry’nin arkasına saklandı. Terry o adama sert bir bakış atınca adam tekrar oturdu ve uyumaya devam etti. Terry sağ kolunu korkuyla sıkan Candy’ye gülerek baktı.

    -Sakin ol, Candy. Sana bir şey yapamazlar.

    Candy omuz silkti.

    -Of, ben burada durmak istemiyorum. Ne zaman bir araba gelecek?

    -Eminim birkaç dakikaya gelecektir.

    -Terry, sen de böyle sokağın bir köşesine yığılıp kalıyor musun?

    -Şey, hayır. En azından artık değil.

    -Yani daha önce…

    -…

    -Peki neden ŞİMDİ değil?

    Terry gülümsedi, nasıl açıklayacağını bilemiyordu.

   -Candy, o zamanlar, beni kimse sevmiyordu. Ben de, nasıl desem… Senden herkesin nefret ettiğini düşünsene… Bunalıma girmiştim. İnsan bazen böyle durumları unutmak için yalnızca içiyor. Sonra hayatıma beni seven, beni anlayan iki insan girdi… Değiştim…

    -Kim bu iki insan?

    Terry durgunlaştı. Biri Bay Albert idi, biri de Candy. Fakat Candy’ye nasıl “Sensin!” diyebilirdi, daha doğrusu buna gücü yeter miydi, bilemiyordu. Candy’ye baktı, sorduğu sorunun cevabını bekleyen bir hâli vardı. Başını çevirdi.

    -Bay Albert ve… Sen.

   Candy şaşırmıştı. Terry için üzülüyordu. Aslında şimdi ona sımsıkı sarılmak, “Üzülme Terry!” demek isterdi. Yapamadı.

    -Terry…

    -Garip gelecek belki ama beni seven ilk insan sen oldun Candy.

    Candy içinden “Sevmek ne kelime…” dedi ama sonra utandı. Gelen at arabasını fark edince her şeyi unuttu ve neşelendi.

    -Geliyor!

    -Nihayet!

    Araba durdu. Candy ve Terry hemen arabaya bindi, Terry şoföre “Mavisu Hayvanat Bahçesi’ne, lütfen!” dedi. Şoför temiz yüzlü, yaşlıca bir adamdı. Terry adamın iyi biri olduğundan emin olunca rahatladı ve koltuğa oturdu. Candy neşeliydi.

    -Bay Albert’i göreceğim için heyecanlıyım.

    -Çok iyi bir insan.

    -Kesinlikle! Terry, benim akşam yemeğine yetişmem gerekiyor.

    -Ne o, yemeği kaçırmak istemiyor musun yoksa?

    -Saçmalama. Rahibeler yemekte herkesin olması gerektiğini söyledi.

    -Tamam… İstersen gidene kadar uyuyabilirsin Candy, ne de olsa çok erken kalktın.

    -Aslında iyi olur, gözlerim ağırlaştı. Gelince beni uyandır!

    -Yok Candy, ben seni arabada bırakmayı düşünüyordum.

    Güldüler. Candy başını cama dayadı, kollarını yastık gibi başının altına koydu, yüzündeki tatlı gülümsemeyle uykuya daldı. Doğmaya başlayan güneşin ışıkları yüzüne yansıyordu. Terry bir süre onu seyretti, içinden “Ne de güzel uyuyor…” dedi. Gerçekten de Candy büyüleyici gözüküyordu… Az sonra Terry’yi şok edecek bir şey oldu. Candy rüya görüyor olmalıydı, oldukça sessiz bir şekilde “Ben de seni, Terry…” demişti. Terry ciddi anlamda şaşırmıştı, Candy çok mutlu gözüküyordu. Terry düşünmeye başladı. ‘Ben de seni’… Terry acaba Candy’nin rüyasında “Seni seviyorum” mu demişti? Başka bir şey olamazdı. Terry gülümsedi, yapabildiği tek şey bu oldu…

    Candy rüyasında gerçekten de Terry’nin ona “Seni seviyorum.” dediğini görmüştü. Öyle heyecanlanmıştı ki ayakta duramamış, yere oturmuştu. Cevap olarak da “Ben de seni, Terry…” demişti.

      Araba hayvanat bahçesinin önünde durdu. Terry doğruldu, cebinden parasını çıkarırken Candy’ye seslendi.

     -Candy! Candy! Hadi uyan! Candy!

   Candy zıplayarak uyandı, önce nerede olduğunu anlayamadı, sonra “Mavisu Hayvanat Bahçesi” tabelasını görünce heyecanla aşağı indi. Terry ücreti ödedi, araba uzaklaşırken ikisi de gözlerini büyük hayvanat bahçesine dikmişti.

    -Henüz açılmamış ama bekçiye Bay Albert’in arkadaşları olduğumuzu söylersek bizi içeri alacaktır.

     Hayvanat bahçesinde pek çok çalışan vardı, ilk iş olarak hayvanları besliyorlardı. Daha sonra hayvanat bahçesi açılacaktı. Terry ve Candy bekçiye yaklaştılar. Terry dostça bir sesle konuştu.

    -Merhaba bayım. Biz Bay Albert’in arkadaşlarıyız. Bizi içeri alabilir misiniz?

    Bekçi şüpheli bir tavırla sordu.

    -Sizi bekliyor muydu?

    -Hayır, ona sürpriz yapmak istiyoruz. Kendisine “Terrius ve Candice geldi” derseniz tanıyacaktır.

    -Pekala.

    Bekçi içeri seslendi, bir genç geldi, bekçi bir şeyler fısıldadı. Genç hayvanat bahçesine tekrar girdi. Birkaç dakika sonra geri döndü.

    -Onları tanıyormuş. İçeri davet etti.

    -Pekala.

    Bekçi kapıyı açınca Terry ve Candy içeri girdi. Genç onlara yolu gösterdi. Bay Albert çok eski, harabe görünümlü bir kulübenin önünde onlara el sallıyordu.

    -Merhaba. Sabahın bu saatinde burada ne arıyorsunuz?

    Candy neşeyle bağırdı.

    -Size sürpriz yapmak istedik.

    -Güzel! Hadi içeri girin.

    Üçü kulübeye girip içerideki masaya oturdular. Terry olanları anlattı. Bay Albert şaşırmıştı.

    -İyi ki geldiniz. Hayvanlarla uğraşmak eğlenceli ama bazen dostlarımı özlüyorum.

    -Biz de sizi çok özledik.

    Candy bir an Bay Albert’e söylemek istediği şeyi hatırladı.

    -Bay Albert, sizi Mayıs Festivali’ne davet ediyorum. William Amcayı da davet edeceğim.

   Bay Albert’in yüzünde garip bir ifade oluştu, sonra tekrar neşelendi. İçinden “Bence ben gelmesem daha iyi olabilir. Candy ve Terry beraber iyi vakit geçirebilirler.” dedi. İkisinin aralarındaki sevginin dostlukla sınırlı olmadığını sezmişti.

  -Üzgünüm. Mayıs Festivali’nin olduğu gün hayvanat bahçesine büyük bir grup gelecek. Ben de bu grubu gezdirmekle görevliyim. Siz ikinizin iyi vakit geçireceğine eminim.

    Candy ve Terry hayal kırıklığına uğramıştı. Candy ofladı.

  -Nasıl bir şans bu! Gelmenizi çok istiyordum Bay Albert. William Amcamı davet etsem de nasıl olsa gelmeyecektir. Davet mektubuma da Georges cevap verecek ve her zamanki cümlesini yazacaktır “Bay William çok meşgul.”

   Terry güldü fakat Bay Albert gülmemek için kendini tuttu. Eğer gülerse sırrı ortaya çıkabilirdi. O sırada kapı tıklatıldı ve içeri uzunca bir adam girdi.

    -Güneş gözlüklü, artık işe dönsen iyi olur.

    -Tamam, geliyorum.

    Ayağa kalktı.

    -İki saat içinde döneceğim. O zamana kadar siz eğlenin. Hoşçakalın!

  Candy ve Terry başlarını salladılar. Bay Albert kapıyı kapatınca birbirlerine baktılar ve aynı anda çaylarını yudumladılar. Terry sessizliği bozmak istedi.

    -Bay Albert ne kadar da iyi biri. Ama festivale gelememesi gerçekten çok üzücü.

    -EVET. Çok umutluydum. Birlikte çok eğlenirdik…

  Tekrar sessizlik… Candy de Terry de birbirlerine bakamıyorlardı. Yalnızca kalplerinin deli gibi attığını hissediyorlardı. Ne olursa olsun, birlikte olmak ikisine de keyif veriyordu…

     Candy aklına ilk gelen şeyi sordu.

    -Terry, sınavlara giriyor musun?

    Terry güldü ve başını salladı.

    -Aslında hayır. Ama Rahibe Gray beni sonradan zorla sınava sokuyor. O sınavlar da bana özel hazırlanıyor –ve çok kolay oluyorlar.

    Candy sıkıntıyla iç geçirdi.

    -Sana imreniyorum. Bizim sınavlar öylesine zor oluyor ki… Zaten ben de sınavlara öyle çok çalışmıyorum ama…

    -Candy, seni bir an düşündüğü tek şey dersler olan öğrencilerden biri olarak hayal ettim de…

    Terry gülüyordu. Sözlerine devam etti.

    -Herhalde biz hiç anlaşamazdık! Sen bana bilmişlik taslar dururdun.

    Candy güldü fakat hemen ciddileşip kaşlarını çattı.

    -Anlaştığımızı da kim söyledi? Hıh!

   Terry sustu, yalnızca gülümsedi. Ne zaman gülümsese Candy’nin içi titriyordu. Belli etmemeye çalışarak Terry’ye bakıyordu ama gözleri heyecandan parıldadığı için Terry fark etmişti. Ona bakınca göz göze geldiler ve hızla başlarını çevirdiler. Candy “Onun yanında olmak bana çok büyük bir mutluluk veriyor… Gözlerine, gülümsemesine bakmak, sesini duymak, daha da önemlisi onu yanımda hissetmek… Onunla konuşmak, gülmek, gülümsemek… Onun yanına oturmak, sıcaklığını hissetmek… Terry’yle her şey öylesine güzel ki… Her şey…” dedi içinden. Dışından söyleyebilmiş olsaydı ne güzel olurdu… Öte yandan Terry de benzer şeyleri geçiriyordu içinden.

    Hiçbir şey yapmasalar, konuşmasalar da bakışları aslında çok şey anlatıyordu. Bazen bir tebessüm, bir bakış, bir ifade sözlerden daha etkili olur. Bir bakış, insanın yüreğindeki sevgiyi anlatabilir…

   Terry bu bakışmalarla iyice utandıklarını anlayınca kalktı ve kulübenin kapısını ardına kadar açtı. İçeri güneşin huzur verici ışıkları ve insan sesleri doldurdu. Candy başını çevirip Terry’ye baktı. Gülümsüyordu Terry.

    -Candy, dışarısı insan kaynıyor. Bir tur atmaya ne dersin?

    -Oluuur.

   Hayvanat Bahçesi o gün oldukça kalabalıktı. Candy ve Terry, birbirlerine bakamadan yürümeye başladılar. Kafeslerdeki hayvanlar oldukça ilginçti. Bazılarına özellikle durup bakıyorlardı.

    Candy gerçekten çok mutluydu. “Acaba Terry ve ben dışarıdan nasıl gözüküyoruz?” diye düşünmeden edemedi. Terry’nin yaptığı espriye gülerken bir köşede çiçek satan çocuk onlara doğru bağırdı.

    -Bayım!

    Terry şaşkınlıkla çocuğa baktı. Kestane rengi saçları, parlak gözleri olan esmer bir çocuktu.

    -Bana mı dedin?

    -Evet. Güzel sevgiline şu kırmızı gülü hediye etmek istemez misin?

   Candy de Terry de çok utanmış, yanakları kızarmıştı. ‘Sevgili’ mi? Candy içinden geçirdiği sorunun bu kadar çabuk cevaplanmasına çok şaşırmıştı. Çocuk ise para kazanabilme umuduyla dolup taşıyordu.

   -Bayım, sevdiğin kızı mutlu etmek istemez misin? Bu kırmızı gül hâlâ taze, kokusu da çok güzel. Ha, güneş gözlüklü çalışan benim burada çiçek satmama izin verdi –yani kaçak değilim ben. Hadi ama, bak nasıl da güzel kokuyor!

    Terry gülümsedi, cebinden biraz para çıkarıp çocuğa verdi. Çocuk pek sevinmişti, paraları alırken kıpkırmızı gülü Terry’ye uzattı. Paraları cebine atıyordu ki durdu.

    -Bu çok fazla. Biraz beklerseniz para üstünüzü verebilirim.

    -Gerek yok. O fazla parayla kendine şeker ve çikolata alacaksın, tamam mı?

    Çocuğun yüzü sevinçle aydınlanmıştı.

    -Çok teşekkürler!

    -Hoşça kal!

   Terry elindeki kırmızı gülü Candy’ye ne diye vereceğini bilemiyordu. Candy hemen yanındaydı, yüzü kıpkırmızıydı. Çocuksa muzip bakışlarla onları süzüyordu. Sonra neşeyle bağırdı.

    -Hadi hadi, birbirinizi çok sevdiğinizi ben bile anladım. Siz nasıl anlamıyorsunuz?

    Terry çocuğa kaşlarını kaldırarak bakınca çocuk sustu ve gülümsedi. Bir başka müşteriye çiçek satmaya başladı. Terry yavaşça Candy’ye döndü. Onun kıpkırmızı olduğunu görünce kendini tutamayıp güldü ve o kıpkırmızı gülü uzattı.

    -Çilli Tarzan’ım, bu gül size layık değil ama, yanaklarınız kadar kırmızı olan bu hediyeyi kabul edin lütfen.

    -Terry, bir kere alay etmesen olmaz değil mi?

    -Tabi ki olmaz.

    Candy gülümseyerek gülü almak için uzandı. Gülü alacakken eli Terry’nin eline değdi. İkisinin de kalbi hızlı hızlı çarpmaya başlamıştı. Birbirlerine baktılar, ikisi de elini çekmedi, çekemedi. Ortadaki o kırmızı gül iki eli bağlıyordu. Candy, Terry’nin elinden kalbine akan sımsıcak duygularla irkildi ve gülü de alarak elini çekti. Terry gülümsedi, kendini çok mutlu hissediyordu…

   Candy güle baktı ve kokladı. Gülün görüntüsü de kokusu da Anthony’nin güllerine benziyordu. Gülümsedi, gözlerini kapattı.

    -Teşekkür ederim, Terry. Bu gül çok güzel.

    -Sen daha güzelsin. Sana bir gün nergis vereceğim, Candy.

    -Terry…

    -Hadi kulübeye dönelim. İki saat dolmuş olmalı.

    Kulübeye yürürlerken Terry başını çevirdi ve çiçekçi çocuğa gülümsedi. Ona minnettardı.

    Bay Albert bir-iki dakika önce kulübeye girmiş ve oturmuştu. Candy ile Terry’yi görünce gülümsedi.

    -Gelin, oturun. Nasıl buldunuz Hayvanat Bahçesi’ni?

    -Çok güzel. Zürafalara, aslanlara ve kaplanlara baktık.

    -Pekala. Hey, siz kahvaltı yapmadınız değil mi? Hay Allah, nasıl da unutmuşum! Şu kutuda çalışanlar için yiyecek oluyor. Size biraz vereyim.

    Bay Albert kutudan peynir ve ekmek çıkarırken Candy masaya iki tabak, iki çatal koydu. Üçü de masaya oturdu. Candy ve Terry kahvaltı ederlerken Bay Albert ile koyu bir sohbete daldılar. Bir ara Bay Albert’in gözü Candy’nin yanındaki kırmızı güle kaydı. Gülümsedi.

    -Candy, bu gül…?

    Candy kızardı ve Terry’ye baktı. Terry de kızarmıştı.

    -Şey, bu gülü Terry aldı.

    -Ve sana verdi?

    -Eh, evet…

    Bay Albert ikisinin de utandığını görünce kahkaha attı. Çayını yudumladı ve ikisine baktı.

    -Niye utanıyorsunuz ki? Aşk çok güzel bir şeydir.

    Terry gücenmiş gibiydi.

    -Bay Albert, Candy ve ben, sadece iki…

    -Sadece iki dost musunuz? Bana pek öyle gelmedi ama neyse…

    Uzun, upuzun bir sohbetten sonra vakit ikindi oldu. Terry Candy’ye baktı.

    -Artık gitsek iyi olur, Candy. Yoksa akşam yemeğine yetişemeyeceksin.

    -Ah, evet!

    Üçü de kalktı. Terry gülümseyerek Bay Albert’in elini sıktı.

    -Yakında tekrar gelirim Bay Albert!

    -Gel mutlaka.

    Candy Bay Albert’e sarıldı.

    -Hoşça kalın Bay Albert!

    -Geldiğin için teşekkür ederim Candy.

    Candy ve Terry çıkarken Bay Albert gülümsedi. İçinden “Candy’nin Anthony’yi unutmasına öyle çok sevindim ki… Birbirlerini gerçekten seviyor gibi gözüküyorlar.” dedi. Sonra hayvanat bahçesinin işlerine döndü.

***

    -Bugün harikaydı. İyi ki gelmişiz.

  -Evet. Aslında tekrar gelebilir miyim bilemiyorum Candy. Mayıs Festivali’nden sonra yaz ve yaz tatili. Yaz tatilinde Amerika’ya mı gideceksin?

    -Bunu henüz düşünmedim.

   -Babamın İskoçya’da bir malikanesi var. Her yaz tatilini orada geçiririm. Aynı zamanda bu okulun düzenlediği yaz okulu var İskoçya’da.

    -Yaz okulu mu? Kulağa eğlenceli geliyor.

    -Katılsan ya Candy… Yazın bol bol görüşürüz.

    Candy gülümseyen Terry’ye baktı. Verecek bir cevap bulamıyordu. Bir an düşündü, eğer Amerika’ya giderse yaz boyunca Terry’yi göremezdi. Öte yandan yaz okulu güzel bir fikir gibiydi…

    -Annie ve Patty de geliyorsa yaz okuluna gelirim ben de.

   O sırada at arabası durdu. Candy ve Terry indi. Okul birkaç metre ötelerindeydi. Candy birden terlemeye başladı. Kimseye fark ettirmeden içeri nasıl girebilirlerdi? Terry’ye soran gözlerle baktıysa da Terry gayet neşeli ve rahat gözüküyordu.

    -İçeri nasıl gireceğiz Terry?

    -Ağaçlardan, tabi ki… Kimse göremez, merak etme. Görecek olursa hemen bir dalın arkasına saklanırsın.

    -Tamam.

    Duvarı aşmak biraz zor olmuştu ama gerisi kolaydı. Candy hemen bir ağaca zıpladı ve Terry’ye el salladı. Sonra olabildiğince sessiz olmaya çalışarak ağaçlarda ilerledi.

   “İşte yatakhaneler! Şimdi sessizce odama sıvışmalıyım…” diye düşünürken birden bir bağırma duydu. Kulak kesildi.

    -Candice nerede Annie?

   Candy titredi, Rahibe Gray’in sesiydi bu. Ve, ve… Bu bağırma odasından geliyordu! Odasına iyice yaklaştı ve cama baktı. Balkon kapısı açık olduğu için sesleri gayet iyi duyabiliyordu. İçeride Rahibe Gray başta olmak üzere diğer tüm rahibeler, ağlayan Annie ve Patty, alaycı gülümsemeleriyle Eliza ve Louise vardı. Neler oluyordu?

    Annie ve Patty titriyor ve ağlıyorlardı.

    -Bi-bilmiyorum Rahibe Gray… Bugün onu gördüm ama so-sonra nereye gitti bilmiyorum…

    -NE DEMEK BİLMİYORSUN?!

    Eliza kollarını kavuşturdu, burnunu havaya kaldırdı.

    -Eminim biliyordur. Candy’yi ortalıkta hiç görmeyince bir şeyler döndüğünü anlamıştım zaten.

   Candy telaşa kapılmıştı. Rahibelerin bakışları hiç de iyi gözükmüyordu. Annie ve Patty ise epey korkmuş gibiydiler –Candy yüzünden! Candy onların kendisi yüzünden korkmalarına daha fazla dayanamadı, ne kadar tehlikeli de olsa ağaçtan balkona atladı ve içeri girdi.

    Rahibeler şaşkınlıkla ona bakıyordu. Annie ve Patty dehşet içindeydiler. Eliza ve Louise önce şaşırmış, sonra da tekrar kurnazca gülümsemişlerdi. Rahibe Gray hiddetle bağırdı.

    -Candice White Adley! Sen neredeydin?!

    Candy korku dolu ifadesini saklamaya çalışarak gülümsedi.

    -Efendim, ben Sahte Pony Tepesi’ndeydim.

    Rahibe Gray yeniden bağırdı.

    -Orası da neresi?!

   -Şey, okulun arkasındaki tepe. Büyüdüğüm yerdeki tepeye çok benzediği için ona bu ismi vermiştim. Sabah erkenden kalkıp tepeme çıkmıştım ve bu saate kadar orada kaldım. Çünkü çocukluk hatıralarımı anımsamıştım… Siz de bugün serbest olduğumuzu söylemiştiniz…

    Rahibe Gray de diğer rahibeler de yumuşadılar. Rahibe Gray kaşlarını kaldırdı.

    -Tamam Candice. Yalnız bir daha bize haber vermeden etrafı dolaşma.

    -Tabi Rahibe Gray…

    Rahibeler, Eliza ve Louise odadan çıkarken Rahibe Margaret Candy’ye yaklaştı ve omzunu tuttu.

    -Senin için çok endişelenmiştik Candy.

    -Üzgünüm…

    -Acıkmışsındır. Yemek odasına gel ve aşçıya söyle.

    -Tamam.

    Rahibe Margaret de odadan çıkınca Candy mahcubiyetle arkadaşlarına baktı.

    -Annie, Patty, gerçekten üzgünüm… Başınızı belaya soktum…

    -Önemli değil Candy. Hadi yemek odasına gidelim.

    Akşam olunca rahibeler Çiçek Perileri’ne giysilerini dağıttılar. Büyüleyici güzellikte elbiselerdi. Candy, Annie ve Patty; Candy’nin elbisesine hayran kalmışlardı. Annie gözleri parıldayarak:

    -VAAY! Bu harika Candy! Çok güzel gözükeceksin!

    -Gerçekten çok güzel bir elbise, Candy!

  Kızlar gülüşürken Eliza ve arkadaşları kıskançlıkla Candy’nin elbisesine bakıyorlardı. Gerçekten büyüleyici güzellikte idi. Eliza Candy’ye yaklaştı.

    -Candy, sen bir yetimsin. Mayıs ayında doğduğunu nereden biliyorlar?

    -İstersen listeye bak Eliza. Orada benim açıkça Mayıs ayında doğduğum yazıyor.

    -Bu işin içinde bir iş olmalı.

    Candy gülümsedi ve elini belini koydu.

    -Anthony doğum günümü seçmişti ve o gün bana çok güzel bir beyaz gül vermişti.

    Eliza yutkundu, yumruklarını sıktı.

    -Anthony mi?

    -Evet, Anthony.

    Eliza sinirle yürüyerek oradan uzaklaşırken kızlar gülüştüler. Candy aniden aklına gelen şeyi sordu.

    -Annie, Patty, yaz tatiline nereye gideceksiniz?

    Annie gülümsedi.

    -Biz de bugün Patty ile bunu konuşmuştuk. İskoçya’daki yaz okuluna gideceğiz. Ya sen, Candy?

    -İskoçya… Tamam, siz geliyorsanız ben de geliyoruum!

    Üç kız, güneş ışıklarının aydınlattığı ağaçlara ve masmavi pırıldayan gökyüzüne, bembeyaz bulutlara ve uçuşan kuşlara baktılar. Gülümsediler. Gülümsemek, sevmek, sevilmek, yaşamak ne güzeldi…

  “Mayıs Festivali, hemen ardından yaz tatili, İskoçya, yaz okulu ve Terry… Güzel bir şeylerin olacağını hissediyorum…” Doğruydu. Olacaktı. Hem de Candy’yi mutluluğa boğacak kadar güzel şeyler…


                                                                                                                                     Yazar
                                                                                                                            "Terry-Candy<3"


"V. BÖLÜM"ü okumak için tıklayın...






Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Ebrar, 28.12.2014, 15:22 (UTC):
En çok o çiçekçi çocuğa güldüm varya... Neyse süper olmuştu devamını bekliyorum. Gelecek haftaya devam ettirirsin inşallah Terry-Candy arkadaşım... Çünkü bende öykümün devamını o zamana göndermeyi düşünüyorum. Çifte sürpriz olur.

Yorumu gönderen: Terry-Candy<3, 28.12.2014, 15:33 (UTC):
Valla ben devamı ne zaman gelir kestiremiyorum Önümüzdeki 3 hafta sınavlarım var, sonra bir hafta okulda kalıcam vs vs ...

Yorumu gönderen: Sima, 28.12.2014, 17:26 (UTC):
İlla merakta bırakcan dimi.neden yani neden?
Ama gerçekten harika olmuş.her zamanki gibi.diğer bölümü ne zaman yayımlarsın.?

Yorumu gönderen: Terry-Candy<<3, 28.12.2014, 17:47 (UTC):
Teşekkürler Sima ^-^ Ne zaman olacağına dair hiçbir fikrim yok

Yorumu gönderen: Ebrar, 31.12.2014, 17:43 (UTC):
Evet gene meraktan çatlıycaz sayın seyirciler... Bu seferde "Depremin Getirdikleri" gibi kaybedersen sonunu valla kızarım haaa... Benim de sınavlarım var ama hiç geciktirmiyorum seninki gibi Bence korkma hikayelerim bitecek diye. Sonra da yazarsın. Birşeycik olmaz. Hem yazılacak konu mu yok? İlham yeter sana Neyse yeni yıla yeni hikayelerin lazım... Geciktirme. En kısa zamanda yaz

Yorumu gönderen: sena, 31.12.2014, 19:02 (UTC):
şuan şoktayıııımmmmmmm

Yorumu gönderen: Terry-Candy<3, 31.12.2014, 22:53 (UTC):
Neden?

Yorumu gönderen: sena, 01.01.2015, 13:00 (UTC):
ilk baktığımda inanamadım geldiğine de ondan ellerine sağlııkkk çok güzel olmuşşş <3<3<3<3<3<<3

Yorumu gönderen: Ebrar, 22.07.2015, 07:34 (UTC):
Bide aktif olacağım dedin Terry-Candy <3 !!!



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:


=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=